Bir markette ışıklar gözüme batıyor, buzdolabı uğultusu beynimin içinde, kazağımın etiketi ensemde bir çivi gibi. Dışarıdan bakan "alışveriş yapıyor" görür. İçeride ise bir fırtına kopuyor. Buna duyusal aşırı yüklenme deniyor — ve 33 yaşımda otizm tanısı alana kadar buna bir isim verememiştim.
Herkes için farklıdır. Bende önce sesler keskinleşir, sonra düşünceler yavaşlar, konuşmak zorlaşır. Kimi insan donar, kimi kaçar, kimi patlar. Hiçbiri "şımarıklık" değildir — sinir sistemi gerçekten kapasitesini aşmıştır.
Floresan ışık, üst üste binen sesler, kalabalık, ani dokunuş, kaşındıran kumaşlar ve etiketler, açlık ve yorgunlukla birleşen her şey. Tetikleyici bardağı damla damla doldurur — son damla masum görünür.
Mola normalleştirmek: ortamdan çıkmak zayıflık değil, ayardır. Kulaklık ve loş ışık. Derin basınç — ağır battaniye ya da sıkıca sarılmak. Ve teniyle barışık giysiler: etiketiz, dikişsiz, yumuşak. Duyusal yükü azaltmanın en somut yolu, her gün tenine değen şeyden başlamak.
"Abartma" deme; "Ne yardımcı olur?" diye sor. Aşırı yüklenme anında mantık konuşmaz — güvenli alan konuşur. Sonrasında da yaşananı ayıplamadan konuşabilmek, bir dahaki fırtınayı küçültür.
Bu konuları birlikte derinleştirmek istersen: 15 dakikalık ön görüşme ücretsiz. 🦋
Ücretsiz ön görüşme planla →